26 Aralık 2010 Pazar

Be a Carpenter

Bugün çok çalıştım.Ev sahibim ve aynı zamanda ev arkadaşım olan David ile baya yorucu ev işleri yaptık.Ev 4 katlı olunca bir kitap dolabı taşımak bile problem olabiliyor,yaptığımız işleri tek başına yapamayacağından beni ona Tanrı'nın gönderdiğini söylüyor,bir de benim ateist olduğumu bilse ne düşünür acaba.Bugün yapı marketteki adam beni Fransıza benzetti ilk defa Fransıza benzetiliyorum. ve ilk kar fırtınamı bu gece zannedersem yaşayacağım.David'in söylediğine göre bugünkü fırtına iddaalı olucakmış.''Boston'da 30 sene öncesinde yaşamıştık bu tarz bir fırtına 1 hafta kimse evinden çıkamadı yollar kapandı heryer 2 metre kar oldu,9 ay sonra hastaneler çocuklarla dolmaya başladı o çocuklardan biri de benim ortanca oğlum'' dedi.Bana mesaj mı vermeye çalıştı tam bilemedim ben gene de kapımı kitleyeceğim :p .David'in ailesi uzun yaşama konusunda değişik bir yeteneğe sahip babası 95 yaşında  ve hala yaşıyor.Büyükannesi 108 yıl yaşamış''bu amerika rekoruymuş o tarihte'' bunun yanında kendisi de 58 yaşında biri için oldukça sağlıklı gözüküyor. =))


  •   Bazen geldiğim ülkenin adının Turkey''Hindi'' olması benim ismiminde Tuna''Ton balığı'' olması bir çeşit lanetmiş gibi geliyor.Kim ilk ''ayaklı hayvanat bahçesi'' diye dalga geçieek meraklardayım yani ben olsam baya geçerdim galiba.
  Radyo programında tartıştıkları şeyi paylaşmadan geçemeyeceğim yılda 250.000 $''Yaklaşık 385 bin TL.'' kazanmak sizi zengin yapar mı diye sokaktaki vatandaşın nabzını yokluyorlardı.Bi duygulandım uzaklara baktım ah dedim gariban sefil çilekeş ülkem.İnsanlar ciddi ciddi tartışıyordu yani Newyorkta yaşarsan zenginlik süremezsin ama ortalama bir yerde yaşarsan rahat daha rahat olursun,çocuklarını özel okula gönderebilir araba ev sahibi olabilir istediğini yiyip içebilirsin falan diyorlardı yani zenginlik kimi çevrelerce yılda 250bin dolar kazansanda elde edilemeyecek birşey.Ondan siz uğraşmayın 3,5 ne kazanıyosanız yolunuza bakın.Ben 250bin dolar kazansam bir daha da çalışmam valla =) Barış sizinle olsun...

23 Aralık 2010 Perşembe

a short film about Boston

Olm kıtayı değiştirdim dimağımda değişti.Kieslowski'ye selam falan çakıyorum başlık atarken.Sabah kar yağıyor anlamında snow raining dediğim David bunu görse duygulanırdı eminim.
-Arkadaşlar merhaba ingilizce eğitim almayı düşünürmüsünüz? diye soranlara cevabım ''Evet,düşünürüm''. ama kadıköy ara sokaklarındaki dil kurslarıylan değil.nitekim vizedir uçaktır aldım bir şekilde geldim west roxbury de yaşıorm şuan.Aileme yakınlarıma herkese ayrı ayrı burayı anlatmak yerine sürümden kazanmak adına da blog açmaya karar verdim. Öncelikle buraya gelirken çok zorlandım 20 aralık tarihinde avrupa da hava facia olduğundan ben de frankfurt aktarmalı uçacağımdan sıkıntı başladı.uçağım ilk başta 2 saat ertelendi sonra iptal oldu. daha sonra lufthansa bana thy den newyork oradan da delta ile boston bileti aldı.Lufthansadaki kız,öğrensicisin diye birşey demiyorum ondan dolayı çaktırma bavula dedi 30 kilo bavulu sorun etmedi lakin ki yer hizmetlerinde arkadaşımın çalıştığı ve check-in i onun yaptığı thy uçağına bavulumu öyle almadılar.Bavulu havaalanından aldığım dandik bi bavula bölerek 2 bavul haline getirdim ve öyle sokabildim içeri.İstanbulda Heyecandan hiç uyuyamadığımdan yolculuk çoğunlukla uyuyarak geçti.Bi uçak dolusu insanı çoraplarıyla oradan oraya gezerken görmek ise eğlenceliydi.Malumunuz hareketsizlik bilmem kaç feet te sıkıntı yaratabiliyor,insanlar bir de ayakkabıyla bayılmak istemiyorlar.Neyse sonra indim newyorka sıfır beden ingilizcem ilk emareleri göstermeye başladı.ilk önce telefonum çalışmadı kağıt parayı bozukluğa çevirmesini istediğim 2 dükkan beni geri çevirdi ben de birşeyler satın aldım bozuklukla ankesörlü telefonla konuşabilmek için''quarteri dime'i cent'i de oracıkta uygulamalı öğreniverdim''.Hasbel kader onu da becerdim,lakin ki zaten 6 saat bekleyeceğim boston uçağı 3 saatte rötar yapınca elim ayağım titremeye başladı.Keşke ''ham''ın ne olduğunu bilseydim o an ki açlıkla domuz etli sandviçi dakika 1 yedim.ama yarısında midem bulanmaya başladı bi sıkıntı olduğunu anlayıp bıraktım.İnsanlar burada gerçekten insan. gevur deyip geçmeyin.herkes birbiriyle dialog kuruyo.ilk başlarda her konuşulanı türkçe kelimelere benzetiyorsunuz kulak alışmış ama sonradan düzeliyor.Yok bu adam neden benle konuşuyor.Rahatsız ediyor asılıyor mu yoksa diye düşünceleri yok.Hava alanlarına da I-Pad lerden koymuşlar 20şer 30ar internete giriyorsun maillerine falan bakıyorsun ama facebooku kapamış çakallar.Başkaları da kullanabilsin bi oturan kazık gibi çakılmasın makinenin başına diye herhal.Dandik bir yolculuk sonrası deltayla bostona geldim deltaya da bavulun ağırlığından dolayı 90 $ verdim hani vermedim değil...Sonra gündüz 2de geleceğim yere gece 2 de geldiğimden taxiye bindim.Dedim şu şu adrese gidebilirmiyiz.Biliyormusun falan derken.Adam tak gps makinesini çıkardı adresi yazdı ekran bizi götürmeye başladı zaten.nedim abinin yanına geldim 45 $ dolarda taxiye verdim.''bahşişle birlikte 50 $'' burada barlarda her siparişinizde 1 dolar yemeklerde garsona bir de taxiye bahşiş vermen gerekiyor'' ben unuttum da adam söylenmeye başladı taa buralara getirdim seni falan diye.Dedik eyvolle farklı kültür farklı dad duz.Ertesi gün craiglistten ayarladığım evime geldim.Sigara yasak evin yakınında içmek bile yasak hatta.Komşular kıllanıyormuş komşulara karşı çok ayıp olmasın diye bende taa 1 dal sigara için giyin çık dolaş falan diye uğraşamadığımdan üşengeçlikten sigarayı bıraktım gibi birşey oldu günde 1 tane içiyorum yani o da uygun zaman olursa.Başka kimse de içmiyor zaten çakmağın falan olmasa kolay kolay bulamazsın yani sigaranı yakıcak insan.Zaten sokakta da kimse yok.Herkesin arabası var ulaşımı arabayla yapıyorlar.Ayrıca yaya gördükleri an direk yol veriyolar arkadaki araç çarpsa bile umurlarında değil hemencecik duruyorlar yol veriyorlar valla.bugün kırmızı ışık yanıyordu yayaya.bilenler bilir trafik lambasında bi düğme olur basarsın yayaya yeşil yanmasını hızlandırır.ulan bastığım gibi direk yeşil yandı yayaya.Türkiyeyle çok kıyaslamak istemiyorum burayı ama arkadaş istanbulda basarsın 10 kere 5,6 dakika sonra da gününe saatine göre yanar yada yanmaz.İbretlik olay valla =) Onun dışında burada kamyonet tarzı büyük araçların önünde kar küreme panelleri var.Sordum bunlar belediye aracı mı diye.Meğersem büyük kamyoneti olanlar o mekanizmayı taktırıyormuş mekanizmada da sensör var.Temizlediğin yol,kar kadar devlet sana para veriyor.Kamu hizmeti yaptığın için.Direk türk aklım çalışmaya başladı.Ulan bende böyle birşey olsa gider dağı bayırı bile temizlerim alırım parama bakarım diye düşündüm.Ama bilmiyorum govermentta türkleri düşünüp bunun önlemini aldı mı =) Bunun dışında süper marketlerin çoğunda kasiyer yok. makineler var okutuyorsun barkodu fiyatı topluyor hazneye parayı yatırıyorsun para üstünü veriyor.Çok hoşuma gitti.Telefon olayında biraz ibnelik var.Kampanyalı alman gerekiyor.Ben iphone istedim adamlar en az 2 yıllık ödeme planı çıkartıyorlar sonra telefon senin oluyor falan.Telefonu kendin alıp hatta başvurursan çok pahalı oluyor normali de 2 yıl kalmayacağımdan bana uymuyor,çözemedim henüz o durumu yani.Ama türkiye de 2.400 eden laptopu 600 dolara aldım o konu da iyiyim güzelim.Şimdilik yaklaşık 3 günlük anı bu kadar.epeyce birikmiş.Bu kadar yazıyı da bi annem bi ablam okur.''selam size nabersiniz agucuk bigicik''
kamyonetler bunun gibi bişey işte